ŞAHİTLİĞİN ÖNEMİ - KALBİN GİZLİ ODALARI

ŞAHİTLİĞİN ÖNEMİ - KALBİN GİZLİ ODALARI

Idil - 18.09.2026

Şahitliğin önemi için size kişisel bir hikayemi anlatmak istiyorum. Bundan 5 yıl önce bir şaman seremonisinde en derin yaramla yüzleşmiştim. Bu derin yara ile yüzleşmemek için seremoni boyunca egomla çok büyük bir savaş verdim. Çünkü bu büyük çocukluk yarası egom için aşırı derecede utanç verici bir şeydi ve bilincimin derinlerine gömülüydü. Bu savaşı verirken seremonide çığlık çığlığa bağırmak, hayvan gibi tepinmek ve başımı yere sokmaya çalışmak gibi şeyler yapmıştım, seremoniyi yöneten kişi beni defalarca uyardı ve en büyük korkusu rezil olmak olan ben için, bir yandan bu yarayla yüzleşmemeye çalışmak bir yandan da kendime hakim olup seremonideki diğer 13 kişiye rezil olmamaya çalışmak ölüm gibi bir şeydi. En sonunda insanların beni izlemesi, hakkımda konuşması ve/veya dalga geçip yargılaması ve mükemmel, ağır, oturaklı, kendini bilen imajımın yerle bir olması umrumda olmadı ve bir noktadan sonra gelen panikle boğuşup ne olduğunu anlamaya çalışmaya başladım. yüksek benliğim “Bu insanları bir daha görmeyeceksin, bırak izlesinler” dedi ve yarama dönebildim. Yaramı iyileştirmek; büyük bir zorlukla, saatler süren yüzleşmeyle ve çokça gözyaşı ile gerçekleşti ve seremonideki herkes kendi çalışmasını bırakıp beni izledi. Seremoni bittiğinde Tanrı ile bir konuşma yaptım ve sorum şuydu: Bu yara madem iyileşecekti neden yüksek benliğim daha nezih ve bireysel bir şey organize etmedi ki… Neden bu kadar acı dolu olmak zorundaydı? Tanrı’dan aldığım cevap şuydu: Yaran o kadar büyüktü ki iyileşebilmesi için 13 kişinin şahitliğine ihtiyacı vardı… Bu sözleri anlamam, proses etmem 2-3 yılımı almıştı. O insanların görevi aktifti; onların görevi kendi yaralarını iyileştirmek değil, sadece bana şahitlik etmekti ki kalbimin gizli odaları açılsın… Bu hikayeyi size bir yaranın şifasını vaat ettiğim için anlatmıyorum, sadece şahitliğin önemini anlayabilmeniz için anlatıyorum. Bu çemberlerde yüksek benliğimizin yönlendirmesiyle kimi zaman biz paylaşacağız, kimi zaman şahitlik edeceğiz ve birbirimizi; görülmüş, duyulmuş, şahit olunmuş ve gerçek sayacağız.

Bu aslında evrenin bize fısıldadığı bir sır gibi. Kuantum fiziğinde atom altı parçacıklarının gözlemlenene kadar net bir hal almadığı, büyük bir olasılıklar denizinde salındığı söylenir — sanki henüz ‘karar vermemiş’ gibiler. Ama bir gözlemci onlara baktığı an, sanki bir şey yerine oturur ve o parçacık somut madde halini alır. Bilim insanları bunu bilinçle doğrudan ilişkilendirmese de, bize güzel bir metafor sunuyor: Bir şeyin gerçekten var olabilmesi için bazen görülmeye ihtiyacı vardır. Bizim yaralarımız da böyle olabilir — şahitlik edilmeden, sadece içimizde sakladığımız sürece o belirsiz, o adı konmamış halde kalabilirler. Ama birileri onlara tanıklık ettiğinde, sanki somutlaşırlar, gerçek olurlar ve ancak o zaman gerçekten dönüşebilir, iyileşebilirler.

Bu sadece yaralarımızı değil hayallerimizi ve arzularımızı da paylaşabildiğimiz bir alan olacak. Kalbinizin gizli odaları güvenli şahitlik eşliğinde bizimle neyi paylaşmak istiyorsa onu duyuyor olacağız. 

Çemberimize kayıt olmak için ‘Eğitimler’ sayfamızı ziyaret edebilir, Instagramdan ya da mail yoluyla bize ulaşabilirsiniz!